Avrupa Birliği Ülkelerinin Türkiyeme Geç Kalmış Vizesi

pasaport

En Büyük Ayıpları

Avrupa birliğinin geç kalmışlığı en büyük ayıbıdır bence.

Tıpkı sözde insan hakları konusundaki eksikliklerinden ötürü Türkiye’yi acımasızca (sırf kendi çıkarları için) eleştirmeleri gibi.  Artık ne eksikliği varsa yada ne insafsızca bir duruma göz yumuluyorsa .

Kendilerinin yapmış oldukları ise ayrı bir dert! Diğer Müslüman ülkelerine başka bahanelerle saldırıp sahip oldukları değerleri (yer altı yer üstü zenginliklerini) elde edebilmek adına daha ana rahminde şekil almamış hayatları gözetmeksizin, daha hayatı tadamamış, cocukluğunu bile yaşamamış, evliliğin ilk gününü bile yaşayamamış insanları gözetmeksizin kıyanlar bize insan hakları dersi veriyor!

Sonrada çıkıp insan haklarının ihlalinde felen bahsediyorlar. Ne lahana ne de kereviz turşusu bile diyemiyor insan. Helal olsun lan, bu ne pişkinliktir? Bir yere üs kurup oradaki gücünle zulmet…. İstediğin eşkiyalığı yap yada yapılması için dini hedeflerinize ve çıkarlarınıza daha doğrusu arzularınıza uyup herkesi kıyıp geçirin, kendi insanına bile merhametin şefkatin olmasın; ondan sonra kalk de ki insan hakları da insan nhakları!

Bu günler geçicek ve bazı izlenen politakalar son bulucak çünki üretilen bir yalan dolan dan ibaret. Nereye kadar sürücek? İnsanlık bir gün ortak dertlerden ötürü bir noktada buluşup ortak hareket etmek zorunda kalacak ( açlık gibi , kuraklık gibi ) ama o zaman da pek bir fayda kalmıyacak, kıyamet şerbetini tatmış olacağız .

Ne derler? Maymun gözünü açtı her şey bir yere kadar gizli saklı kalır. Kıvırın kıvıra bildiğiniz kadar. Sizin bize sadaka verme gibi lüksünüz yok. Tam aksine sizin bize, Türk halkına ihtiyacınız var! Bunu bildiğiniz için yakın duruyosunuz, bize o yüzden gebesiniz. Şimdi kapristesiniz, ama çok fazla değil… Hele bahaneler tükenip gerçekler dökülmeye başladığında ne olur bir görün, ne olur orasını ben bilemem! Ama görünen köy kılavuz istemez derler.

Başkalarına düşmanlığımız yok yazılanlardan bu anlaşılmasın. Sadece bir telefondan yola çıksak bile 10 yada 20 senenin içinde ceplerimize giren teknolojide büyük adımlar atılırken bu durumlarda nedense hep olduğumuz yerdeyiz bir ilerleme olmuyor. Nedense şu: akacak olan suya yön vermek zor, ya yemiyor bunu yapmak ya da bu suyun akması herkesin işine gelmiyor kendine bile.

bumulan

Dağardı Yolları

Buradan öncelikle bu imakanı tanıyan site ekibine  çok teşekkür ediyorum.  aşağıdaki siir sadece bundan önce ve sonra yaşanıcak olan yada yaşanmış acılara bir elçidir berki.  Şu an öncelikle yeni yönetime görevinde başarılar diler ve bu YOL DURUMUNU ELE ALMASINI bütün dileğimle ve bir çok dağardı ve merkez yolu olan simav yolunun da ele alınmasını tüm simavli yaşayanlar olarak simavli yöneticiler mizin de yerine getirmelerini arz ederim.

Çünki büyük bir sorun gece yolculuğunda yaşanılan sıkıntı ve aydınlatmalarının olmayışı kazalara ve doğabilecek hayvan ölümlerine açık bir tehlike oluşturmaktadır. keza gündüz içinde bu geçerli. Geçmiş senelere bakıldığında bir çok kaza gerçekleşmiş olup sonucunda fert ölümleri ve hayvan ölümleri maddi kayıplar gerçekleşmiştir. yetkilileri bir kez daha bu hassaiyeti göz önünde bulunduracaklarından dolayı teşekür ederim..

gözlerim kapanmadan önce yoldaydım
damperli bir kamyon kadar gürültülü
ve bir o kadar sabırlı…
bir menzil bir başka menzile,
bir kilometre başka kilometreye değiyordu
kalbimden acılı şarkılar geçiyor,
sigaramın dumanı akşamla gülüşüyordu
yoldaydım…
kirli beyaz gömleğimin üstünde yağ lekeleri,
arka dörtlüde şöför ismetin hayar hikayeleri,
bir keskin viraj korkusunda,
hükmünü yitirmiş bir limon kolonya ferahlığında,
kısa ve soğuk ihtiyaç molalarında,
bir kasaba otogarında,
zigana geçidinde
başım camda sarsılarak uykudaydım,
öyle dardaydım,
yoldaydım…
o türkülerdeki, o ağıtlardaki,
o fırata kaptırılan gelin gibi hoyrattaki,
o aşılmaz, o varılmaz, o kahbe,
o yalan sevgili,
o rüya gibi
yoldaydım…
bir aşka gidecektim,
gece yarısı yeni bir şehre inecektim,
ellerim cebimde olucaktı,
kalbim avuçlarımda,
üşüycektim…
sen belki, belki sen
cesur turizmin yazıhanesinden,
apollo magius patinaj çekerken,
hayal meyal görecektin beni…
orası burası sökülmüş bir valiz elimde,
yanımda senin için topladığım üzümlerle dolu bir sepet,
ağzımda bulantıyı geçiren nane şekeri,
cebimde muavinin ikram ettiği gofret,
dudağımda yarım bir şarkı,
yüreğimde sadece hasret,
sadece cesur, sadece menzil,
sadece…
cümleten geçmiş ey olsun yolcular
yine bekleriz,
yine gideriz,
yine severiz birbirimizi…
geçmiş olsun ey yolcular!
sizin yolunuzun bittiği noktada bizim yolumuz başlar.
gidin,
yatın şimdi,
ya da buluşun sevdiklerinizle..
birbirinize öyküler anlatın;
kaptan uyuyordu diyin,
acılı şarkılar dinliyordu diyin,
çok sigara içiyordu,
gülmüyordu diyin,
geçmiş olsun ey yolcular!
hadi gidin
hadi siz gidin
hadi biz de gidelim ismail
bak arkaya yakayım dörtlüleri
havalı bir korna,
güzel bir manevra,
hoşçakal otogar!
merhaba yollar ve bahar,
yamalı asvaltlar,
merhaba hendekler, dereler, şarampol,
merhaba rüyalar, ecel,
merhaba hakkı bulut,
nane şekeri, kolonya, çokoprens
ve diğer herşeyler…
merhaba yol
yoldayız…
hayırlı yolculuklar,
hayırlı rüyalar,
gece kuşları, fren sesi,
koşarak karşıya geçmeye çalışırken parçalanan sincap,
fırlayan tekerlek, devrilen otobüs,
gazete kağıdıyla örtülen firmam, örtülen ömrüm, sermayem, karanlığım…
o zaman ben uykudaydım,
dardaydım,
yoldaydım…

İBRAHİM SADRİ